Dizi ve Film İncelemeleri

The Witcher sezon incelemesi: Rivya’lı Geralt ve diğerleri

Başlayalım

The Witcher ilk sezonu zaman zaman iyi zaman zaman kötüyken, sezon geneli olarak da benim için ortalama bir diziydi. Şöyle ki ilk dört bölüm 8/10 civarında giderken son dört bölüm ise 6/10 puanlarına kadar düşüyordu. Dizi, kitaplardaki hikayeleri işlediği için Witcher evreni hakkında bilgisi olmayan izleyiciler hikayeye odaklanmakta -özellikle bazı yerlerde- çok güçlük çekiyordu.

Ana hikayeden bahsedecek olursak; çocuk yaşta kaçırılıp büyü ile mutasyona uğramış Rivya’lı Geralt, namıdiğer “Witcher” para karşılığında canavar avcılığı yapıyor ve uğradığı mutasyon ona insan üstü refleksler, kuvvet ve iyileşme özelliği verdiği için bu canavar avı işleri için de en uygun aday o.

Şimdi bölüm bölüm irdeleyelim bu güzel evreni…

Uyarı: Aşağısı spoiler kaynıyor.

“Sonun Başlangıcı” isimli ilk bölüm de tam bu bilgiler ışığında oldukça epik bir sekansla başlıyor. Geralt’ın örümcekimsi Kikimora ile olan savaşı “ulan bu dizi olmuş ha” dedirtiyor insana. Özellikle dizinin introsu oldukça gaza getirebiliyor izleyeni. Sonra Renfri’yi tanıyoruz. Geralt ile bir handa tanışıyorlar, iyi anlaşıyorlar, benziyorlar birbirlerine. Tam alışacağız karşımıza Marilka çıkıyor. Geralt’ı muhtara götürecek, Geralt da canavarı avladığı için parasını alacak derken Stregobor çıkıyor karşımıza. Fanlar şu ana kadar çok mutlu, ama Witcher evreni ile yeni yeni tanışanlar “e oluyor ya” diyor haklı olarak. Stregobor yaşlı bir büyücü Geralt’tan Renfri’yi öldürmesini istiyor. “Onda kara güneş laneti var o Lilith’in kızı öldürmezsen halimiz fena” diyor.

Şimdi burada bir parantez açmalıyız. İlk bölümde Witcher’ın Son Dilek kitabında geçen Ehvenişer hikayesi işlenmiş. Bunu anlamak için ‘maalesef’ biraz araştırmak gerekiyor. Witcher hayranlarının şıp diye anımsadığı bu hikaye Renfri ile Stregobor arasındaki savaşın arasında kalan Geralt’ın yaşadıklarını anlatıyor.

Geralt, Renfri’nin adamlarının kılıçlarını çekmesi karşısında kasabanın ortasında hepsini kılıçtan geçiriyor ve “Blaviken Kasabı” lakabını alıyor. Geralt’ın bu ikinci epik sahnesi de oldukça güzel çekilmiş haklarını vermek gerek. Renfri’yi de öldürmek zorunda kalan Geralt kasabadan ayrılıyor ve yoluna devam ediyor. Oysa ne kadar da yakışmışlardı değil mi?

Diğer sahnelerde Cintra Krallığına Nilfgaard’lılar saldırıyor ve biz de o sırada Kraliçe Calanthe’yi, kocası Eist’i, torunu Cirilla’yı ve Fareçuval’ı tanıyoruz. Netflix bütçesi göz önüne alındığında güzel bir savaş sahnesi izlediğimizi söyleyebilirim. Savaşta yaralanan Kraliçe Calanthe son nefeslerinde torunu Cirilla’ya “Rivya’lı Geralt’ı bul” diyor, herkes ölüyor, Cirilla kaçıyor, onun özel güçlerine şahit oluyoruz ve Witcher evreniyle yeni tanışan seyirciler “hikaye Geralt’a demek ki buradan bağlanacak” diyorlar ama ne yazık ki daha birkaç sahne öncesinde onca adamı kılıçtan geçiren Geralt ile Cintra Krallığındaki bu güzel savaş sahnesi arasında tam 12 sene olduğunu çok çok sonra öğreniyoruz. Senaristlerin bilinçli bir şekilde zaman çizgisini (timeline) bizim yakalamamızı istedikleri bu ayrıntı Witcher dizisi için ilk büyük eksi oluyor…

“Dört Altın” isimli ikinci bölümde Geralt, Jaskier ile tanışıyor. Jaskier bir ozan ve Geralt’ın peşine takılıyor. Dizinin belki en eğlenceli karakteri kendisi. Geveze boş boğaz ve sürekli şarkı söylüyor. Geralt tabii ki ondan haz etmiyor. Bir canavar avına çıkan ikili elfler tarafından kaçırılıyor ve elf lideri Filavendrel’ı tanıyoruz. Elflerin insanlara büyü öğrettiklerini sonra insanlar tarafından katlediklerini öğrendikten sonra elflere üzülüyoruz. Büyük zulme uğramışlar. Aretuza’nın ilk sahipleri elflermiş meğerse…

Biz kendi kendimize “acaba ikinci bölüm de ilk bölüm gibi aksiyonlu olacak mı?” diye merak ederken karşımıza ‘yine çook eski zamanlarda geçen’ Yennefer sahneleri çıkıyor ve tüm bölümü avucunun içine alıyor kendisi.

Yennefer’ı 4 altın karşılığı babasından satın alan Müdire Tissaia onu Aretuza Büyücülük okuluna götürüyor ve diğer kızlarla beraber eğitmeye başlıyor. Yennefer’ın portal açma özelliği var bir mağaraya portal açıyor orada da ilk aşkı olacak olan Istredd ile karşılaşıyor. O kadar hızlı geçiyor ki zaman Yennefer’ın çeyrek elf olduğunu bile öğreniyoruz. Istredd de bunu Stregobor’a söylüyor. Büyük gelişme çünkü elfler Cintra’ya giremez (!)

Bu sırada “kendi zamanında” garibim Ciri, ormanda Dara isimli bir elf arkadaş ediniyor. Yoluna onunla beraber devam ediyor.

‘’Hain Dolunay’’ isimli üçüncü bölümde tempo biraz daha artıyor ve sezonun en güzel bölümlerinden biri bana göre. Temerya’da bir canavar kol geziyor ve Geralt Jaskier’le birlikte oraya gidiyor. Yine aradan belli bir zaman geçtiğini fark ediyoruz çünkü Jaskier’in şarkıları Geralt’ın maceralarını anlatıyor ve oldukça ünlenmiş artık. Geralt canavar avlıyor geçen süre içinde ama biz bunu “zamanında avlamış işte” diye kabul etmek zorunda kalıyoruz. Temerya’ya Geralt’tan önce gelen başka bir Witcher, canavarı öldürmeden parayı alıp kaçtığı için Geralt burada pek hoş karşılanmıyor ve sınır dışı edilecekken büyücü Triss ile tanışıyor. Canavarın bir Striga olduğunu tespit eden Geralt bir aile trajedisini de ortaya çıkarıyor. Temerya Kralı Foltest kız kardeşi prenses Adda’ya aşık olmuş ve kız çocukları da lanetlenmiş. Lanetleyen kişinin Yennefer olduğunun ima edilmesi güzel bir detay ama anlamak için biraz çaba sarf etmek gerekiyor. Striga ortaya çıktığında harika bir kapışma izliyoruz ve aksiyon tavan yapıyor. Geralt’ın aksiyon sahneleri genel olarak çok güzel olmuş diyebilirim.

Yennefer’ın zamanında Kral Foltest ve Anna’yı çocuk yaştayken görüyoruz. Bu da Yennefer’ın ne kadar eski bir zamanda olduğunu anlamamızı sağlıyor. Neredeyse 30-40 sene öncesinde. Bu sırada büyücüler konseyi atamaları yapıyor. Yennefer’ı Nilfgaard’a yollamak istiyorlar ama Yennefer reddediyor. Güzelleşip Aedirn kralının aklını çelince Aedirn’e gidiyor. Bir başka büyücü Fringilla ise Linfgaard’a atanıyor.

Ciri de kendi zamanında Brokilon Ormanından sesler duyuyor ve ormana giriyor.

“Şölenler, Piçler ve Cenazeler” isimli dördüncü bölüm Witcher evreniyle yeni tanışanlar için genel olarak bilgi verici bir bölüm olmuş diyebilirim.

Geralt ve Jaskier bir şölene gidiyorlar ve Cintra Krallığından Kraliçe Calanthe burada ilk kez Geralt ile tanışıyor. Geçmiş zamanda olduklarını tam olarak anladığımız bölüm, bu bölüm oluyor. Bizi daha fazla merakta bırakmadıkları için senaristlere teşekkür ediyoruz(!)

Calanthe, kızı Pavetta’ya eş seçmek istiyor bu şölende ve ona bolca sahne yazılmış bu bölümde. Bu Calanthe’yi daha iyi tanımamızı sağlıyor. Elfler ve Linfgaard’lılar hakkındaki kötü sözleri gelecekte düşeceği durumun habercisi olmuş diyebiliriz. Ayrıca Geralt ve Fareçuval’ın da neredeyse dost gibi olmaları dikkatimizi çekiyor.

Lanetlenmiş bir şövalye olan Lord Duny törene daldığında ortalık bir anda karışıyor ve dizide ilk kez duyduğumuz “Şaşırma Hakkı”nın ne anlama geldiğini öğreniyoruz: Birinin hayatını kurtardığında karşılığında şaşırma hakkı istenirse: “Şu an sahip olduğun ama haberinin olmadığı şey bana aittir” diyebiliyor karşıdaki kişi. Geralt da şölende Duny’nin hayatını kurtarıyor ve karşılığında şaşırma hakkı istiyor. Duny ve Pavetta birbirlerine aşıklar ve tam o anda(!) bir bebek sahini olacaklarını öğreniyorlar. Böyle olunca da Geralt ile Cirilla’nın kaderi bağlanmış oluyor.

Bu sırada Yennefer kendi zamanında kralın sebep olduğu bir suikast girişiminden kaçıyor ve yoluna tek başına devam ediyor.

Cirilla ise “yine kendi zamanında” Brokilon Ormanında Myrad adını taşıyan bir grupla tanışıyor ve hakkındaki gerçekler ortaya çıkıyor.

Şu ana kadar zaman karmaşası diziyi kötü etkileyen ana etmenlerden biri…

“Bastırılmış İstekler” isimli beşinci bölümde Aladdin geliyor aklımıza. Çünkü bu bölüm cinli ve şişeli. Geralt ve Jaskier bir göl kenarındalar ve Geralt suya ağ atıp duruyor. Bir cin şişeşi arıyor ve cinden isteyeceği şey de uyumak… Geralt şişeyi bulduğunda Jaskier Geralt ile dalga geçiyor ve şişeyi açıp cini serbest bırakıyor ardından cinin saldırısına uğruyor. Boynundan kötü yaralanan Jaskier’ı yalnızca büyü iyileştirebiliyor ve Geralt onu Yennefer adlı büyücüye götürüyor ve en büyük aşkıyla tanışmış oluyor. Cin ile tehlikeli bir mücadeleye giren Yennefer’ı kurtaran, cinin efendisi olduğunu sonradan anladığımız Geralt oluyor. Bir dilek dileyerek kurtarıyor Yennefer’ı ve cini serbest bırakıyor. Ne dilediğini ise biz sonra öğreniyoruz…

Bir Doppler yani şekil değiştiren Fareçuval’ın suretine bürünüyor ve Linfgaard’a teslim etmek için Cirilla’nın izini sürüyor. Linfgaard Brokilon’a ordu göndermiyor çünkü çok asiller(!) Belki de başka bir sebebi var ama bu seyirciye anlatılmıyor. Doppler Fareçuval suretinde Cirilla’yı buluyor ve yanlarına Dara’yı da alarak ormandan çıkış yapıyorlar.

Bu arada introlarda her bölüm değişen logolar dikkatimizi çekiyor.

“Nadir Türler” isimli altıncı bölümde ejderha avı için yolculuğa çıkıyoruz Witcher evreninde. Dört takım var ve şu şekildeler: Borch, iki koruması, Geralt ve Jaskier/ cüceler/yağmacılar/Sör Eyck ve Yennefer.

Geralt, Yennefer’ı görene kadar ava katılmayı reddediyor. Aralarındaki çekim o kadar kuvvetli ki tutamıyor kendini ve Borch’un teklifini kabul ediyor. Yennefer ejderhayı bebek istediği için avlamak istiyor. Güzelleştiğinde çocuk sahibi olma şansını kaybetmişti. Her şeyin bir bedeli var çünkü. Cüceler ve yağmacılar ise hazine peşinde. Borch’un amacı çok başka. Kendisi mutasyona uğramış altın bir ejderha ve en nadir ejderha türü. Ejderhaların soyu tükenmesin diye yeşil ejderhanın yumurtasını korumak için ejderha avcılarını etrafında toplamış. Aksiyon sahneleri yine güzel olan sezonun en güzel bölümlerinden biriydi. Görsel efektler başarılıydı.

Geralt’ın cinden ne dilediğini öğreniyoruz. “Yennefer’ı kaybetmek istemiyorum” demişti duymadığımız sahnede. Yennefer bunu öğrenince tahmin ettiğimiz üzere Geralt’a kızıyor ve onu terk ediyor. Geralt Jaskier’e şölen ve cin meselesinden dolayı çok sert çıkıyor ve onu yanından kovuyor. Dizinin en güzel adamını son kez gördüğümüz sahne de bu oluyor. Harikaydın Jaskier.

Cirilla Doppler’i fark ediyor ve Dara ile beraber mücadele ederek Doppler’ı gümüş kullanarak yaralıyorlar. Dara Cirilla’nın Cintra Krallığından olduğunu öğrendiği için Cirilla’nın yanından ayrılıyor.

“Düşüşten Önce” isimli yedinci ölüm bizi ilk bölüm zamanlarına geri götürüyor. Geralt Cintra’ya geliyor Linfgaard’ın saldıracağını haber veriyor. Cirilla’yı almak istiyor şaşırma hakkını kullanarak ama Kraliçe Calanthe kadere karşı çıkarak Cirilla’yı Geralt’a ısrarla ve ısrarla teslim etmiyor. Üstelik Eist, Geralt’ı tuzağa düşürerek onu bir hücreye kapatıyor. Linfgaard saldırıyor krallığa, Geralt hücreden kaçıyor ve daha ilk bölümde Geralt’ın savaş meydanında Linfgaard’lıları kılıçtan geçirdiğini yeni öğreniyoruz biz. Senaristler bizi şaşırtmaya devam ediyor. Tekrar tebrik ediyoruz (!)

Yennefer Aretuza’ya gidiyor. Büyücüler kurulunun Linfgaard’a karşı çıkmak yerine Cintra’nın işgaline göz yumduklarını öğreniyoruz. Yennefer’dan yardım istiyor Müdire Tissaia. Linfgaard’ın kuzey kıtasını ele geçirmemesi için bir grup büyücü, Linfgaard’a karşı beraber mücadele etmek için yola çıkıyorlar.

Cirilla ise kendi halkından kalan 3-5 kişi tarafından yakalanıyor. Linfgaard’a teslim etmek istiyorlar Cirilla’yı. Cirilla annesinden ona geçen özel gücünü kullanıyor ve bertaraf ediyor saldırganları.

“Çok Daha Fazlası” isimli sezon finalinde intro dönerken tüm logolar birleşiyor ve sezon finaline yakışır bir intro izliyoruz. Belki de beni en çok etkileyen şey buydu koca sezonun finalinde. Introda logoların birleşmesi…

Geralt bir köylüyü korumaya çalışırken bacağından ciddi şekilde yaralanıyor ve koma halindeyken geçmişini hatırlıyor. Annesinin onu nasıl terk ettiğini ve çocukluğunu görüyoruz Geralt’ın. Son sahnede ormanın içinde Cirilla ile buluşuyorlar sonunda ve Cirilla ona “Yennefer kim?” diye soruyor ve sezon bitiyor.

Bizim şok olmamız gereken bu sahnede ben kendime şu soruyu sordum: “Heyecanın ve aksiyonun tavanda olması gereken bu sezon finalinde ben, bu dizinin Witcher’ını, Rivya’lı Geralt’ı, Blaviken Kasabını NEDEN 5-10 dakika, hem de koma halinde izledim?”

Koca Geralt komadayken Yennefer ve az sayıda büyücü de Sodden’a yerleşiyorlar ve savaş hazırlığı yapıyorlar. Sodden’ı geçerse Linfgaard ordusu kuzeyle arasında başka engel kalmıyormuş çünkü(!). Yennefer komutan gibi en tepeye çıkıyor ve büyücülerin tek tek düştüğüne şahitlik oluyor. Linfgaard büyücüsü Fringilla kara büyü kullanarak Tissaia’yı etkisiz hale getiriyor ve ayakta büyücü kalmayana kadar Linfgaard ordusu saldırıyor. Yennefer müdiresinden aldığı gazla “kaosunu serbest bırakıyor” ve her yeri ateşe veriyor. Linfgaard ordusu yok oluyor Yennefer’ın kaosu sayesinde.

Bitirelim

The Witcher dizisinin en büyük sıkıntısı, evreni bilmeyen seyircileri umursamamak olmuş diyebilirim. Hayranların çok iyi anlayacağı sahneler, göndermeler ve hikayeler vardı. Bunları yeni başlayan izleyicilerin anlaması, Witcher evreni araştırmadan maalesef imkansız.

Zaman karmaşaşı sıkıntısı bir diğer etken. 12 yıl öncesinde başlayan dizi bir sahne sonra 30-40 sene önceye gidiyor, Cirilla sahneleri de şimdiki zamanda geçiyordu. Tüm hikayenin birleşmesiyle sezon bitti. Senaristlerin bilerek tercih ettiği bu anlatım yöntemi beni hiç etkilemedi.

Son olarak tüm sezon boyunca fark edilen tempo sorunundan bahsetmek istiyorum. Normalde dizilerin ilk 3-4 bölümü yavaş başlar hikaye otursun bir şeyler anlayalım diye, son 3-4 bölümünde de olaylar hızlanır ve aksiyonun tepe noktasında dizi biter. Filmlerde de böyledir. Witcher dizisinde bunun tam tersini gördük. İlk üç bölüm güzeldi ve aksiyon vardı tempo yerindeydi ki bu Yennefer karakteri ikinci bölümü ele geçirdiği halde böyleydi. Sonradan dizide bir tempo düşüklüğü ve diyaloglarda artış gördük. Geralt canavar avlıyor ama biz bunları şarkılardan duyuyoruz. Avlamış ama bu ima ediliyor. Bir gizem yaratma amacı var ama seyirci bazen bitse de gitsek diyor bazı sahnelerde maalesef. Benim sezona genel puanım: 7/10

Sinematografi ve Ton: Dizinin genel atmosferinde bir sorun yoktu ve çekim teknikleri olsun, manzaralar olsun renkler olsun göze hoş geliyordu. Yönetmenlik açısından dizide bir sıkıntı göremedim. Aksiyon sahneleri çok başarılıydı. Görsel efektler ve cgi da sırıtmıyordu.

Müzik: Sezonun başından sonuna kadar müzik harika kullanılmıştı. Ses efektleri ve seçilen şarkılar atmosfer ile çok uyumluydu. Diziye tutunmamızı sağlıyordu müzikler.

Oyunculuklar

Henry Cavill’ın canlandırdığı Geralt karakteri en başta seyirciye garip gelse de diğer oyunculardaki etkisiz performans onun bir zaman sonra unutulmaz olmasını sağlıyor. Oyundaki Witcher’a özellikle çok benziyor ve aksiyon sahnelerinin hepsinde çok başarılı.

Anya Clohatra’nın oynadığı Yennefer karakteri Netflix’in müdahale ettiği karakterlerden biri olmuş diyebilirim. Sezon boyunca sevemedim ve alışamadım. Karakteri iyi işlenmiş diyebilirim.

Friya Allan’ın Cirilla karakteri bu sezon çok kötü işlense de oyuncu elinden geleni yapmış ve ekrana çok yakışıyor. Oyundaki Cirilla’yı da andırıyor. İkinci sezon onun öne çıktığı sezon olabilir.

Joey Batey, Jaskier karakteri ile show yapmış diyebilirim. Sezonun en başarılı oyuncularındandı. Her sahnesi güzel ve eğlenceliydi. İkinci sezon umarım tekrar görürüz.

Jodhi May’in canlandırdığı Kraliçe Calanthe dizideki en başarılı kadın oyuncuydu diyebilirim. Her sahnesinde duyguyu çok iyi geçirdi ve gerilimi hissettirdi.

Yazar
Enes Subaşı

 

Yorum Oluştur